------ SAFRANBOLU TARİHİ - EVLERİ - GÜNLÜK YAŞAMI - GEZİ YERLERİ -----

GEZİ YERLERİ

İnce Kaya (Gayıza) Köyü --------------- Su Kemeri ve Kanyonlar
Yörük Köyü -------------------------------- Tarihi Evler
Kaya Mezarları ---------------------------- Antik Dönem Kalıntıları
Bulak Köyü --------------------------------- Mencilis Mağarası
Tandır Köyü -------------------------------- Avdan Yaylası
Yazı Köy ------------------------------------- Dipsiz Göl ve Efsanesi

SAFRANBOLU TARİHİ

Safranbolu'da insan toplum yaşamının M.Ö. 3000 yıllarına kadar dayandığı tahmin edilmektedir. Bölge Paleolitik çağdan beri bir yerleşme alanıdır. Bölgede bilinen en eski uygarlık Gasgas'lardır. Daha sonra sırasıyla Hititler, Dorlar, Paphlagonlar, Kimerler, Lidyalılar, Persler, Kapadokyalılar, Elenler(Eski Yunanlılar), Pontlar, Galatyalılar, Bitinyalılar , Romalılar, Selçuklular ve Osmanlılar bu bölgede egemenlik kurmuşlardır. Homeros'ta bu bölge Paphlagonya adıyla geçmektedir.

M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılması ile Safranbolu, Doğu Roma İmparatorluğunun (Bizans) egemenlik alanında kalmıştır. Yöreye Türklerin 10. y.y. dan önce gelerek yerleştiklerine ilişkin izler bulunmaktadır. Ancak bu yerleşimlerin gruplar halinde olduğu ve egemenlik iddiası taşımadığı sanılmaktadır. 1074 yılında Ankara-Kastamonu üzerinden İstanbul'a gitmekte olan bir Bizans ordusuna yolda göçebe Türkmenlerin saldırmış olması, Türklerin yörede giderek egemenliğe yöneldiklerinin işaretidir.

Safranbolu tarih boyunca çeşitli uygarlıklar arasında el değiştirdiği gibi Türklerle Bizanslılar arasında ve hatta Türk Beylikleri ile Osmanlılar arasında da el değiştirmelere konu olmuştur. 1213-1280 yılları arasında Çobanoğlu Beyliğinin egemenliğinde kalan Safranbolu'nun siyasi tarihi bu tarihten itibaren yaklaşık elli yıllık bir süre için netliğini kaybetmektedir. Bir kısım yazarlar bu dönemde Safranbolu'da Umur Beyin bağımsız bir Türk beyliği kurduğu görüşündedirler ve bu görüş Bizans kaynaklarınca da desteklenmektedir. Bu dönemde Gerede ile Safranbolu arasında ilişkiler bulunduğu ve İbn Batuta'nın sözünü ettiği Gerede Beyliğinin merkezinin Safranbolu olduğu ileri sürülmektedir.

Candaroğlu Süleyman Paşa Safranbolu'yu 1326 yılında kendi egemenlik sahasına katmıştır. 1332 yılında Safranbolu'yu ziyaret eden İbn Batuta şehrin o günkü durumu ile ilgili ayrıntılı bilgiler vermektedir.

Demir-Çelik endüstirisinin burada kurulması ile Karabük hızlı bir gelişme göstermiş, 1995 yılında il statüsüne kavuşturulmuş ve Safranbolu Karabük iline bağlanmıştır.

Çok eski dönemlere dayanan bir tarihi geçmişe sahip olması ve çeşitli uygarlıklar arasında el değiştirmiş olması nedeniyle Safranbolu'nun adı da sıklıkla değişmiştir. Türklerden önce şehrin Flaviopolis (safran kenti), Germia, Theodarapolis ve Dadybra adlarıyla anıldığı yönünde tezler bulunmaktadır. Ancak bu adlardan Dadybra'nın kesin olduğu ve M.Ö. 21. y.y.'dan beri kullanıldığı kabul görmektedir.

Türklerden sonra şehir Zalifre, Taraklı Borglu, Zagfiran Benderli, Zağfiranbolu adlarıyla anılmış olup 1940 yılından sonra şehrin adı Safranbolu olmuştur. Safranbolu'nun Türkler döneminde taşıdığı adların sonunuda bulunan borglu ve borlu eklerinin Hint Avrupa dillerinde "kale" anlamına gelen "borg, burg" kelimelerinden türediği ve kaleli şehir anlamında kullanıldığı ve sonradan "bolu" şekline geldiği , tarih araştırmacısı Hulusi Yazıcıoğlu'na ait eserde ifade edilmektedir.

Safranbolu çok eskilere dayanan tarihi geçmişi içerisinde, bilinen en üstün ekonomik ve kültürel düzeyine Osmanlı Döneminde varmıştır. 17. yy.'da İstanbul-Bolu-Amasya-Tokat-Sivas Kervanyolunu Sinop'a bağlayan yol, Gerede-Safranbolu-Kastamonu güzergahını izlemekteydi. Safranbolu'nun bu yol üzerinde önemli bir konaklama merkezi oluşu, bölgede ticaretin gelişimine imkan sağlayarak yöreyi hızla zenginleştirmiştir. Bugün Çarşı kesiminde aynen korunmakta olan Cinci Hanı'nın ihtişamı o günün hareketliliğinin göstergesidir.

Yöre halkının İstanbul ile ve Osmanlı Sarayı ile yakın ilişkileri olmuş, Safranbolu'lu Cinci Hoca Anadolu Kazaskerliğine kadar yükselmiştir(1644). Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa bir dönem Safranbolu'da ikamete tabi tutulmuş, sonrasında bir cami yaptırmış ve bu cami 1661 yılında ibadete açılmıştır. Safranbolu'lu olup sadrazamlığına kadar yükselen İzzet Mehmet Paşa'da Çarşı kesiminde bir cami yaptırmıştır. Safranbolu bu dönemde İstanbul'la yoğun ilişkilerinin yanında Kastamonu ile de ilişki içindedir. Yöre insanları zamanla İstanbul'a ve Kastamonu'ya giderek buralarda iş edinmeye başlamışlar, nakliyecilik, fırıncılık ve benzeri iş alanlarında söz sahibi olmuşlardır.

İstanbul ve Kastamonu ile yaşanan iliş-kiler, ticarette ve üretimde edinilen deneyim ve Ekonomik güç zaman içinde Safranbolu'nun gelişimini biçimlendirmiştir. Çarşı'da ve Bağlar'da biri kışlık ve diğeri yazlık olmak üzere yüksek kültür düzeyinde iki yerleşim oluşmuştur. Bu kültürel birikimin ve zenginliğin sonucu olarak gerek kentleşmede, gerek konut kalitesinde ve gerekse insan ilişkilerinin düzenlenmesinde zirveye varılmıştır.

Çarşı kesiminde dericilik, yemenicilik, demircilik, bakırcılık, manifaturacılık, semercilik, nalbantlık ve kereste ticareti son derece gelişmiştir. İş alanları lonca düzeni içinde ayrı çarşılar şeklinde organize olmuşlardır.

Safranbolu, sahip olduğu ekonomik gücü ve insan kaynaklarını Kurtuluş Savaşı sırasında büyük özveriyle kullanmıştır.Bu savaşta ordunun ayakkabı ihtiyacı büyük ölçüde Safranbolu'dan karşılanmıştır. Orduya çok sayıda asker de gönderen Safranbolu en çok şehit veren yerler arasındadır.

Safranbolu'nun eski tarihi ile ilgili olarak bugün halen mevcut olan eserler höyükler, kaya mezarları, kabartmalar ve Sipahiler Köyünde bulunan Roma Tapınağıdır. Yoğun kalıntıların bulunduğu Hacılarobası civarında henüz yeterli kazı ya da araştırma yapılmamıştır. Kıranköy kesiminde bulunan ve bugün cami (Ulucami) olarak kullanılmakta olan Hagios Stephanos Kilisesinin Theodora tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Bunların dışındaki eserler çoğunlukla Türklerin egemen olduğu dönemlere ve özellikle Osmanlı Dönemine aittir..

SAFRANBOLU EVLERİ

Safranbolu'yu ülkemizde ve dünyada ön plana çıkaran en önemli unsur geleneksel Türk mimarisi tarzındaki Safranbolu evleridir. Bu evler bir yandan kentsel konumlarıyla diğer yandan mimarileriyle dikkate değerdirler. Başka bir anlatımla Safranbolu Evleri yüzlerce yıllık bir süreçte oluşan Türk kent kültürünün günümüzde yaşamaya devam eden en önemli yapı taşlarıdır.Bu nedenle Safranbolu evleri hakkında yeterli bilgi sahibi olabilmek için, yörenin ikliminden başlayarak kültürü, aile yapısı, ekonomisi ve gelenekleri hakkında bilgi edinmek gerekir.

İlçe merkezinde 18 ve 19.yy. ile 20.yy. başlarında yapılmış yaklaşık 2000 geleneksel Türk evi bulunmaktadır. Bu eserlerin 800 kadarı yasal koruma altındadır.

Evler Safranbolu'nun iki ayrı kesiminde gruplanmış durumdadır. Birincisi "Şehir" diye bilinen ve kışlık olarak kullanılan kesim, ikincisi "Bağlar" diye bilinen ve yazlık olarak kullanılan kesim. Şehir, yönetim merkezinin bulunduğu Kale, alışveriş merkezinin bulunduğu Çarşı, evlerin bulunduğu Akçasu, Gümüş, Musalla, Kıranköy ve Tabakhane semtlerinden oluşmaktadır. Bu kesim, iklimin olumsuz etkilerine karşı korunmuş, alçak rakımlı iki vadinin içindedir. Burada evler birbirine yakın, sokaklar dardır. Bağlar birkaçyüz metre daha yüksekte, hava akımlarına açık ve daha geniş araziler üzerindedir. Hemen hemen herkesin bir kışlık bir de yazlık evi vardır. Yöre halkı kışın şehirdeki evinde yaşar ve yazın havaların ısınmasıyla Bağlardaki yazlık evine göçer. Ancak Çarşı'da üretim ve ticaret hayatı yazın da aynen sürer.

Safranbolu'da şehrin oluşumunda hem fonksiyonellik ön planda tutulmuş, hem de estetik kaygılar hiçbir şekilde terk edilmemiştir.Fonksiyonellik yönünden konutlarla-kamu binalarının, pazarlarla-çarşıların yerleşim düzeni, yol-sokak-meydan yapısı örnek gösterilebilir.

Tüm evler kendilerine göre daha merkezi konumdaki kamu binalarına, dini yapılara ve anıt eserlere dönüktür. Hangi evden bakılırsa bakılsın manzara kapanmaz. Evlerin yakın plan cepheleri kör, uzak plan cepheleri açık ve birbirlerini izleyecek konumdadır.

Ticaret bölgesi şehrin merkezinde, pazarlar bu bölgenin hemen çevresinde, çevreyi kirletici etkisi olan demircilik, bakırcılık ve dericilik gibi üretim alanları ise daha alt ve kenar kısımlardadır. Ayrı ayrı kurulan tahıl pazarı, sebze pazarı, hayvan pazarı ve odun pazarında malını paraya çeviren yöre halkı bu pazarların çok yakınında bulunan ve tamamen lonca düzeni ile örgütlenen Yemeniciler, Semerciler,Saraçlar, Manifaturacılar, Demirciler ve Bakırcılar Çarşıları'ndan alışverişlerini yapıp ihtiyaçlarını karşılarlar.

Şehrin ortasında bulunan meydana yönelik yollar ve sokaklar tamamen taş kaplıdır. Anıt eserlerin avluları ve meydanlar da taş kaplıdır. Mevcut taş kaplama tarzı rutubeti en aza indiren, sel sularına karşı dayanıklı ve ağaç köklerinin yeterli su almasına uygun yapıdadır. Evlerin yerleştirilmesinde iklim gerekleri kadar evin oluşturacağı görünüm ve göreceği manzara da dikkate alınmıştır.Bir ev penceresinden, avlu dış kapısından ya da iki evin arasından görülecek manzara kesinlikle bir bütündür. İlk bakışta gözden kaçabilecek olan bu titizlik şehirin ve yapıların tümüne egemendir.

Şehrin genel yapısından Safranbolu evlerine doğru gidildikçe bu evlerin büyük bir kültür birikiminin, maddi zenginliğin ve yüksek düzeyde ustalığın ürünü olduğu görülmektedir. Çelik Gülersoy'un ifade ettiği gibi Safranbolu'da hiçbir ev derme çatma bir kulübe tarzında değildir. Tüm evler bahçe içinde, çoğunlukla üç katlı, 6-8 odalı, geniş hacimli insan ihtiyaçlarına uygun olarak tasarlanmış ve estetikle biçimlendirilmiş büyük konaklardır.

Safranbolu evinin boyutu ve biçimini belirleyen üç temel unsurdan söz edilebilir: Çok nüfuslu büyük aile yapısı, yağışlı iklim, kültürel ve maddi zenginlik.

Bir ailede karı kocanın normal olarak iki ya da üç çocuğu vardır. Erkek evlat evlendirilince ona ayrı bir ev açılmaz, gelin aynı eve getirilir. Amcalar, teyzeler, halalar ve torunların da dahil olduğu aile hep birlikte bir evde yaşarlar. Evin kadınına işlerde yardım etmek amacıyla evlerin çoğunda evlatlık kız bulunur. Daha çok muhtaç durumdaki köylü ailelerinden ve küçük yaşta alınan evlatlık tamamen aileden biri gibi muamele görür.Evlatlık evin kızı gibi evlendirilir ve ardından yeni bir evlatlık bulunur. Erkek evlatların evden ayrılması daha çok ekonomik yönden yeterli ve güçlü hale gelmeleriyle mümkün olur.

Kalabalık aile yapısının yanında evlerde harem-selamlık ayrımı vardır. Ailelerin sahip olduğu hayvanlar evin zemin katındaki ahırlarda barındırılırlar. Yağışlı iklim nedeniyle kapalı alan ihtiyacı da fazladır. İnsan ve hayvan yiyecekleri, yakacak odunlar hepsi evin uygun bölümlerinde muhafaza edilirler.İşte tüm bunların sonucu olarak Safranbolu evi büyük hacimlidir.

Yağışlı iklimin evler üzerinde bir başka etkisi de çatılardadır. Yağışların fazlalığı çatıların uzun saçaklı ve mükemmel yapılmalarını zorunlu kılmaktadır. Bunun sonucu olarak Safranbolu evleri için "beş cepheli mimarı eser" ifadesi kullanılmaktadır.

Safranbolu evlerinin "çevreye saygılı" olarak tasarlandığı günümüz mimarlarınca sıklıkla vurgulanır. Doğa-insan-ev; sokak-ev, sokak-çarşı ilişkileri son derece düzenli ve dengelidir. Çevreye olduğu kadar komşuya da saygı egemendir. Hiç bir ev diğerinin görüşünü engellemez. Kısacası Safranbolu'da "görünüm hakça paylaşılmıştır".

Akla ve insana dönük olarak fonksiyonel bir biçimde tasarlanan evlerin yapımında taş, kerpiç, ahşap ve alaturka kiremit kullanılmıştır. Evin oturtulduğu arsa ne şekilde olursa olsun üst katlarda uygun geometri mutlaka sağlanmıştır.

Bahçeler sokaktan taş duvarlarla ayrılmıştır. Çift kanatlı büyükçe kapılarla bahçeye, bazen de doğrudan eve girilir. İhtişamı daha kapıda görmek mümkündür. Her kapının üzerinde kocaman kilitler, kilitlerin yanında halkalar, kapının çalınması için demir "şakşak" ve mandal düzeneği bulunur.

Eve gelen yabancılar kapıyı şakşakla çalarken, dışardan dönen ev halkı mandalla kapının açık olup olmadığını yoklar ve bu sırada çıkan ses gelenin yabancı olmadığını ev halkına bildirirdi. Komşu kadınların kapı çalmada demir halkaları kullanma alışkanlıkları ise gelenin kim olduğunu anlamada hiçbir boşluk bırakmazdı. Çalınan kapı kilitli ise üst katlardan çekilen iple açılırdı.

Harem-selamlık geleneğinin bir sonucu olarak bazı evlerin çift girişi bulunmaktadır.

Evin girişinde zemin katta "hayat" vardır. Bu bölüm eğer taş kaplıysa "taşlık" adını alır. Burada ışık almayı sağlayan ve aynı zamanda odunların dizilerek hava akımıyla kurutulduğu ahşap kafesten "gliste" mevcuttur. Zemin katlarda ayrıca ahırlar, büyük kazan ocakları ve ambarlar bulunur.

Üst katlara ahşap ustalığının üstün örneklerini sergileyen merdivenlerle çıkılır. İkinci kat diğer katlara göre daha basıktır. Bu katta gerektiğinde yatak odası olarak da kullanılabilen bir mutfak bulunur. Mutfak ile selamlık arasında yemek servisinde kullanılan silindirik bir ahşap dönme dolap yeralır.Gündelik yaşam orta katta geçer. Soğuk kış günlerinde bu katın ısıtılması daha kolay olur.

Üçüncü kat Safranbolu evinde mükemelliğe varılan noktadır. Bu katta tavanlar daha yüksektir. Odalara sekiz kenarlı bir çokgenden oluşan "sofa"nın (çardak) daha kısa olan dört çapraz kenarından açılan kapılardan girilir. Odaların giriş kapıları köşelerdedir ve giriş kapılarında oda ile doğrudan teması kesen özel ahşap paravana düzeni bulunur. Sofalar ve odaların tavanları ahşap süslemelerle kaplıdır. Her odada sedir düzeni ve çoğu zaman ocak vardır. Oda yan duvarlarında ahşap dolaplar ve sergen yer alır. Odaların her biri bir çekirdek aileyi ya da bir aile yakınını barındırabilecek tüm unsurlara sahip, bağımsız birim olarak tasarlanmıştır. Bu doğrultuda her odada ahşap dolapların (yüklük) içerisinde bugünün duş kabinlerini andıran gusülhaneler mevcuttur.

Odalarda oturma düzeni dahi bir hiyerarşiye bağlanmıştır. Sedirin en uygun yeri ailenin en büyüğüne ya da misafire aittir. Oda girişinde bulunan paravanayı gören noktada ise odaya yapılacak servisi yöneten kişi oturur.

Safranbolu evlerindeki çıkmalar,evin dış görünümünü tek düzelikten kurtardığı gibi, bu çıkmaların yanlarında yer alan pencereler sedirde oturanların sokağı baştan başa görmesine olanak sağlar.Sofalarda, eyvanlarda ve odalarda zaman zaman kalemişi süslemelere rastlanır.

Evlerin pencereleri çok özel biçimde tasarlanmış olup dar ve uzuncadır. Ahşap kanatlı pencerelerde ayrıca "muşabak" denilen kafesler bulunur. Pencere sayıları oda büyüklüğüne göre değişmekle birlikte genellikle fazladır. Bu hem içten geniş bir görünüm sağlar, hem dıştan evin görünümüne güzellik kazandırır. Bazı büyük odaların bir cephesinde dört, diğer cephesinde de dört olmak üzere sekiz pencere vardır. Tüm ev göz önünde bulundurulduğunda pencere sayısının çok yüksek olduğu görülür. Pencere perdeleri beyaz, dantelli ya da delik işlidir.

Evlerde ısınma ocaklarla sağlanır. Ocaktan alınan közler mangala konarak taşınır. Katlar arasında zaman zaman tecrit malzemesi kullanılmış olsa da ahşap evlerde ısının muhafazası güçtür. Bu nedenle prensip mekanın değil insanın ısıtılmasıdır. Soba ise son dönemlerde kullanılmıştır.

Aydınlatma aracı gazyağı lambasıdır. Son zamanlarda "lüks lamba" diye tanımlanan, daha büyük boyutlu ve daha fazla ışık veren lambalar kullanılmıştır.

Yemek mutfaktaki büyük ocaklarda pişirilir ve odalarda yer sofrasında ya da yer bezinde yenirdi. Mutfak odalarının yakınında her çeşit gıda maddesinin depolanmasına uygun ambarlar bulunmaktadır.

Safranbolu evlerinde abdestlik ve hela için ayrılan bölme iç mekanlardan uzak tutulmuş ve havalandırmanın sağlanabilmesi için kör cephede küçük pencereler bırakılmıştır. Pis sular "algun" denen pis su yolu düzenine ya da hela çukuruna akıtılır, bulaşık suları ise bahçeye ya da ayrıca yapılan "çirkef çukuru"na dökülür, pis su ile karıştırılmazdı.

Evlerin saçak köşelerine uğur getirmesi için geyik boynuzu asılması geleneği yaygındır.

Evlerin sokak cephelerinde çeşmeler vardır. Şehirde su kültürü, dönemine göre oldukça ileridir. 5 km mesafeden ve tarihi İncekaya Su Kemeri'nin üzerinden şehre su getirilmiştir. Bir kısım büyük konaklarda havuzlu odalar bulunmaktadır. Havuzlar büyük hacimli ve insan boyu derinliktedir. İsmail Asmaz'a ait konakta havuz zemin katın bir üstüne inşa edilmiştir.

SAFRANBOLU'NUN GÜNLÜK YAŞAMI

Safranbolu'da ailenin ve evin reisi en yaşlı erkektir. Ancak onun eşi de ailenin yönetiminde önemli derecede söz sahibidir. Dışarıdaki işler erkelerce, ev işleri hanımlar tarafından görülmektedir.

Sabahları evin reisi ile birlikte evin kadını erkenden kalkarlar, bir yandan sabah yemeğini (genellikle çorba) hazırlarlar, diğer yandan hayvanların bakımını yaparlardı. Yetişkin erkekler sabah namazı için camiye giderler, döndüklerinde topluca sabah yemeği yenirdi.

Sabah yemeğinden sonra üretim ve ticaretle uğraşanlar iş yerlerine gider, diğer erkekler bahçe ve tarla işleriyle uğraşırlardı. Bu arada evin tüm işleri büyük kadının yönetiminde evdeki hanımlar ve evlatlık tarafından halledilirdi. Evin büyüklüğü ve ailenin kalabalık oluşu nedeniyle, ev işleri oldukça fazlaydı.

Öğle yemekleri iş sahibi erkeklerce dışarıdan pide, çörek vb. getirilerek ya da güveç hazırlatılarak yenirdi. Evde bulunanlar da büyük çaplı bir sofra kurmazlardı.

Kadınlar gündüzleri ev işlerini bitirdikten sonra komşu gezmesine giderler ve akşam yemeği hazırlığı için erken dönerlerdi. Erkeklerse bazen öğle sonrasında bazen de akşam yemeğinden sonra kahveye giderlerdi. Akşam yemekleri genellikle erken yenilir ve erken yatılırdı.

Yaz başlarında havaların ısınmasıyla bağ evlerine göçülürdü. Bağlar çok uzakta olmadığı için, bağ evleri için ihtiyaç duyulan eşyalar kışlık evlerden buralara taşınırdı. Yaz aylarında erkekler işlerine bağ evlerinden gider gelirlerdi. Bu aradaki yol at, eşek yada katır sırtında alınırdı. Yaz boyunca kışlık meyve, hayvansal gıdalar ve yiyecekler stoklanır, güzün kışlığa taşınırdı.

Safranbolu'da hamam geleneği , kız görme, isteme, söz, nişan, kına gecesi, düğün, bayramlaşma, iş hayatında yükselme, cezalandırma, eğlenceler, cenaze ve benzeri sosyal olaylar hep yerleşik geleneklere göre ve törensel bir şekilde uygulanırdı. Ayrıntıları ayrı bir araştırma ve yayın konusu olabilecek olan sosyal hayatla ilgili olarak burada belirtilmesi gereken husus; sosyal hayatın ve folklörün çok zengin olduğudur.